Özge Yahşi Ergen

ZAFER KİMİN?

9 Mayıs 2018 22:00
A
a
İnsanlar mistik, gizemli bir türlü açıklayamadıkları her şeye doğaüstü bir kılıf giydirip onu nesilden nesile aktarmayı çok seviyorlar. Aslında bu durumdan hiç şikayetçi değilim zira efsaneleri, destanları, mitleri, masalları çok severim.

21. Yüzyılda devlerin, perilerin, büyülerin varlığına inanmak yerine “Bu insanlar ne gördü, ne yaşadılar ki böyle güzel bir efsane doğdu?” diye sorar, onun peşine düşerim. Benim şifre çözme, kodlarla uğraşma anlayışım da bu işte.

Bugün uzun uzun Su Perilerini anlatmayı planlıyordum aslında. Neden gidenin arkasından su dökeriz? Rüyanı suya anlatmak da nereden çıktı? Dileklerimizi bir kağıda yazıp akan suya bırakmak nedendir? Anadolu’da nefesi kuvvetli hocalar bir takım tılsımlar yazıp bir şişe suya koyduktan sonra peyderpey o sudan içirirlermiş insanlara. Neden?
“Su gibi aziz ol”, “Su getirenlerin çok olsun” ne demek bunu anlatacaktım. Fakat internette gezinirken gözlerimi ve ağzımı kocaman açıp donup kalmama sebep olan bir polemiğe denk geldim.
Efendim Çanakkale Savaşı’nı aslında dev gibi uzun boylu, yeşil başlıklı, kurşunların asla işlemediği bir takım insanlar kazanmış. İngiliz askerleri tam başarılı olduğu sırada gökten bir bulut inmiş, bu askerlerin hepsini içine almış ve ortadan kaybolmuşlar. Ve buna benzer birçok hikaye…
Bu köşede amacımız oturup insanları, neye inandıklarını ve neye inanmadıklarını yargılamak değil. İnançların izini sürüyoruz. O yüzden yeşil başlıklı, kurşunların işlemediği dev savaşçıları ve İngiliz askerlerini yutan bulutu olduğu yerde bırakıp Orta Asya’ya doğru yola revan olalım biz.

Çanakkale’den Orta Asya’ya giderken yolda onlarca durak var. Bazılarında durup bir soluk alalım, bakır tasta buz gibi bir yayık ayranı ile serinleyelim ve kaç kavim, kaç kültür görmüş bu coğrafyanın binlerce hikayesinden bazılarını dinleyelim.

Gezerken görüyoruz ki, sadece yaşadıkları dönemde cesaret ve Tanrı’ya yakınlıkları ile tanınmış evliyalar değil kutsal balıklar da savaşlara katılıp bir kısmı yaralı dönmüşler. Balıkesir’in Pamukçu Köyündeki Dede Balıkları, Darende Somuncu Baba Camii önünde Balıklı Göl’ün balıkları mesela. Kimisinin Kıbrıs Savaşında gazi olduğu, kimisinin İstiklal Harbinde Mehmetçikle yan yana savaştığı söyleniyor.

Ağrı işgal edildiğinde, daha önce savaşta şehit olmuş üç kardeşin dirilip yine savaştığını anlatan üç şehitler efsanesi var. Coğrafya kaderdir der bazıları. Çeşitli jeopolitik kuramları bir kenara bırakırsak, Anadolu’nun kaderi işgallerden yana yazılmış. O yüzden bunlar gibi binlerce efsaneye denk geliriz taşının toprağının her zerresinde.

Peki, sadece Anadolu mu? Mesela Karaçay Türkleri 18. yüzyılda İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen, 17. yüzyıl inançlarında yurtlarını düşman istilasından korumak için Marca adında bir kutsal ruhun kendilerine yardım ettiğine inandıklarını biliyoruz.

Kuzey Mezopotamya’nın Kesikbaş efsanelerini de anmadan geçmeyelim. Kesikbaş’ın bir gün geleceğine dair besledikleri ümit bugün bile çok canlı. “Kellesi koltuğunda” dövüşmek kavramı da buradan gelir. Örneğin Eşrefoğlu Rumi, ölümünden 50 yıl sonra “kellesi koltuğunda” yine düşmanla savaşmıştır. Efsanelerimiz, savaş esnasında kafası gövdesinden ayrıldıktan sonra bile onu koltuğunun altına alarak savaşa devam eden ve zafer kazanıldıktan sonra ruhunu huzur içinde teslim eden yiğitleri anlatır.

Artık gelelim Orta Asya’ya. Gök Tanrı inancındaki olağanüstü varlıkları yavaş yavaş tanıyoruz bu köşede. Umay, Ülgen, Erlik bunların en bilindikleri. Bir de Ana Maykıl var. Evet “Maykıl” benim de kulağıma tuhaf gelmişti. Kimdir bu Ana Maykıl? Gök Tanrı inancına sahip atalarımızın, savaşan Türklere yardım ettiğine inandıkları ruh. Sonraki zamanlarda bu coğrafyada bazı efsanelerde ve yatırlarda biz bu yardımsever ruhun izini sürüyoruz. Ana Maykıl bir şehri, bölgeyi koruyor. Türk toplumunun başına bir felaket geldiğinde ve savaşta mucizeler yaratıyor ve atalarımıza yardım ediyor.
Aynı gizemli yardımın (Troya savaşlarında örneğin) Antik Yunan Tanrıları tarafından başka toplumlara yapıldığını da filmlerde izledik, mitolojide okuduk, masallarda hayran hayran dinledik.

Tüm bunlar gerçekten yaşandı mı? Yaşanmış olabilir mi? Bilmiyorum. Görmedim. İnsanoğlu kendisinin de mucizeler yaratabileceğine inanmaktan tarihin hangi çağında vazgeçti? Onu da bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki askerimizin başında iyi eğitimli yurtsever komutanlar oldukça, analar vatan için her şeyden vazgeçen yiğitler yetiştirdikçe, Göktürk Anıtlarından bile seslenen atalarımızın sesini duyanlar yaşadıkça, tarih bilinci hafızalarımızı diri tutmaya devam ettikçe, binlerce yıllık kadim Türk töresi bozulmadıkça; zafer büyük Türk Milleti için bir mucize değil eski bir alışkanlıktır sadece.

Meraklısına: Daha ayrıntılı bilgi için Dr. Yaşar Kalafat’ın Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı kitabını seveceğinizi düşünüyorum. Ben çok sevdim.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi