Sık sık tarlada kalan domates, depoda bekleyen patates, yüksek seyreden kırmızı et fiyatı, para etmeyen çiğ süt, tekelleşen fındık, tarladan markete fiyatı üç kat artan meyve ve sebze haberlerini izliyoruz.

Üretici kan ağlıyor, tüketici isyanlarda.

Tarım sektörünün neresinden tutsak elimizde kalıyor.

Bu haberlerle 'yüreğimizdeki yerlilik ve millilik duygusu'na adeta bıçak saplanmış gibi oluyor.

***

Tarım denince akla ilk önce buğday gelir.

Buğday sadece tanesi ve unundan ibaret değildir. Özellikle sapı, samanı değerlendiren çiftçinin hayvan yemine daha az para ödeyeceğini herkes bilir. Başka sektörlere de katkısı vardır. Buğday üretiminin azalmasının diğerlerine de domino etkisi yapacağını anlamak için uzman olmak gerekmez.

Anadolu, buğdayın anavatanıdır. Bu topraklarda yaşayan kavimlerin binlerce yıl öncesinde buğday ekip biçtiği bilinir. Avrupa, buğday üretimini kadim Anadolu halklarından öğrenmiştir. Atalarımız da buğday ekmeğiyle Anadolu'ya geldiklerinde tanışmıştır.

Eskiden, bu coğrafyada yaşayan biz, 'tarım ülkesiyiz, buğday deposuyuz' der, övünürdük.

Şimdi ise en çok buğday ithal eden ülkeler sıralamasında Mısır ve Endonezya'dan sonra dünyada üçüncü sıradayız. Son 10 yılda buğday ithalatının % 276 arttığı söyleniyor.

Buğday satan bir ülkeyken,

'Ele güne, yabancıya muhtaç ülke' haline geldik.

***

TMO'nun yaklaşık 400 bin ton 'buğday ithali' için ihale açtığını gazetelerden öğreniyoruz. Demek ki buğdayın anavatanında buğdaya ihtiyaç var.

Her ne kadar, tepki gelince bunun makarnalık buğday olduğu açıklansa da, veriler 2019 yılında 9,8 milyon ton olan ithal buğdayın, sadece 1,4 milyon tonunun makarnalık olduğunu söylüyor.

Ülkemizde ya toprak kalmamış, ya mevcut üretim yetmemiş ya da tarım sektörü külliyen çamura saplanmış olmalı ki gümrük vergisi sıfırlanarak ithalat teşvik ediliyor.

Hemen her ekonomik alanda olduğu gibi, tarıma da bütüncül bir bakış açısıyla sorunları çözmek, verimliliği artırma yollarını araştırmak yerine ihtiyacın dışarıdan karşılanması yoluna gidiliyor.

Bu nasıl bir tarım politikası?

'Tarımda yerli ve milli duruş' olmayacak mı?

***

2015 yılında 22,6 milyon ton olan buğday üretimi son yıllarda 20 milyon tonun altına düşmüş durumda.

Anlaşılır gibi değil!

Nüfus artıyor, kişi başına tüketim artıyor, üretim azalıyor. Piyasayı 'ithalcilik' (!) kaplayınca çiftçimiz de üretimden çekiliyor.

Bir çiftçi resmi yapın deseler, zihnimizde sırtında tırpanıyla bir köylü yurttaş canlanırdı herhalde.

Peki, köylü kaldı mı?

Yanlış ekonomik programlar nedeniyle aç kalmamak ve çoluk çocuğuna gelecek aramak için hepsi kentlerin varoşlarına doluştu. Zorluğuna aldırmadan asgari ücretli bir iş peşinde koşmaya başladı.

Genç nüfus tarımdan çekildi. Yaş ortalaması 29,9 olan ülkemizde, tarımda çalışanların yaş ortalaması 55.

Bu sektör bu yaşlı nüfusla nereye kadar gider?

***

Sorun görülüyor da ne yapılıyor?

Hiçbir şey!

Bilimsel yöntemlerle soruna yaklaşmak yerine, hamasi söylemlerle hurafelerin peşinde koşuyor, boş övünmelerle minberden kılıç gösterme yolunu seçiyoruz.

Kimse de o devirlerin geçtiğini söyleme cesaretini gösteremiyor.

Birilerini gaza getirmek, birilerini de korkutmak için kullanılan kılıç yerine; keşke biçerdöverlerimizle, değirmenlerimizle, tarım ürünü işleyen fabrikalarımızla; hatta harman makinesi, orak, tırpanımızla övünebilseydik.

Yaptığımız sadece boş bir şişinmeden ibaret!

***

Aslında sadece Mevlana'nın sözünü anlamaya çalışsak, yetecek:

'Buğdayı olmaksızın değirmene gidenin ancak saçı sakalı ağarır, başka bir şey elde edemez.'