Kalabalıklarda kayboluyor musun? En kalabalık ortam artık sanal alem meydanı. Sosyal medyada her gün binlerce hikayeyle karşılaşıyor, kıyaslanıyoruz. Sanal gündemdeki hikaye kalabalığının ortasında, kendini kaybetmek kolay.
Kaybolunca, kalbin sana bir işaret verir. Bu boşluk gibi bir his olabilir, uykunun gideremediği bir yorgunluk, hayata karşı bir iştah eksikliği. Kendine has işaretleri oku ve kaybolursan pusulanı kullan.
Kendini tekrar bulmak için bir pusulan var: Bağlantı kurmak.
Senin gerçek şahitliğe ihtiyacın var. Sosyal medya bize kendimizi göstermek için bir alan sunduğunu iddia etse de, orada gösterdiği 'sen', senin bütünlüğünü yansıtmıyor.
Judith Malika Liberman Bir Masal İyi Gelir kitabında bu girişle yaptığı öykü paylaşımlarında durumu çok güzel anlatmış;
'Ahmet, köyünden ayrılıp ilk defa şehre gelmişti. Şehir de ne şehir ama! Bütün yollar ona çıkar, bütün yollar ondan başlar; bütün yolculukların en nihai noktası, şehirlerin en büyüğü, en kalabalığı odur.
Gün boyu sokaklarda fal taşı gibi açılmış gözlerle dolaştı bizim Ahmet. Hiç bu kadar çok ev görmemişti. Dükkanlar envai çeşit mallarla başını döndürdü, ama en şaşırtıcı olanı, gördüğü insan kalabalığıydı.
Sanki bütün dünya, bu pazar meydanında buluşmaya gelmişti, sokaklardan zor geçiliyordu. Akşam kervansarayda uyuması için ona gösterilen köşede belki yüz insan yatıyordu. Aklı şaştı, akşam yatmak kolaydı da bu işin bir de sabahı vardı. Sabah, yan yana duran bunca gri çorap, bunca siyah pantolon arasından, kendine ait ayağı, bacağı, bedeni nasıl bulacaktı ki?
Üstelik bu şehirde onu tanıyan hiç kimse yoktu. Hani bir dost yüzümüze bakınca anında kim olduğumuzu hatırlarız ya, buna karşılık yabancıların arasında insanın kendini kaybetmesi kolaydır.
Ahmet yatmadan önce bu duruma bir çözüm aradı ve nihayetinde buldu.
Evet!
Çok basitti, ama kesinlikle işe yarayacaktı. Çantasından kırmızı bir ip çıkartıp ayak bileğine bağladı ve uzandı diğerlerinin
yanına. Bileğinde kırmızı ip olan başka bir bacak yoktu etrafında. Artık rahat rahat uyuyabilirdi, ne de olsa sabah uyandığında kendini kolayca bulacaktı.
Yalnız, köyden gelen bu taze yolcuyu eğlenerek seyreden birileri vardı. Onun şaşkınlığına şahit olup, itinayla bileğine ip bağladığını görmüşlerdi. Ne anlama geldiğini bilmeseler de, ipi çözüp başkasının bileğine bağlamak, belli ki bu köylünün kafasını karıştıracaktı. İpi yavaşça çözüp Ahmet'in yanında uyuyan yolcunun bileğine bağladılar.
Sabahın ilk ışıklarıyla herkes uyandığında, Ahmet bileğini kontrol etti ve şok oldu! Kırmızı ip yoktu, etrafa bakındı ve kırmızı ipli kişiyi tam da kapıdan çıkarken gördü. Az kalsın kaybediyordu kendini. Yalnız ona ayak uydurmak pek de kolay değildi. Ahmet kendi hızına yetişmeye çalışıyordu. Bir sağ bir sol yaptı, bir dükkana girip çıktı, etrafa baktı ve kırmızı ip bir anda yok oldu, tabii ona bağlı bedeni de.
Ahmet, kendini kaybetmişti! Güneş batıncaya kadar, sokak sokak aradı ama kendisi hiç iz bırakmadan yok olmuştu.
Bu şehirde daha fazla kalmasının bir anlamı yoktu artık. Burada bir şey bulmak imkansız görünüyordu; buraya ancak kaybolmaya gelirdi insan, bulunmaya değil.
Büyük bir eksiklik hissiyle köyüne döndü, bir umut, belki kendisi kendisini evinde bekliyordu.
Sabah yatağında uyanınca bileğini heyecanla kontrol etti, ama kırmızı ip hala yoktu. Hayal kırıklığını köy kahvesinde göstermenin de bir anlamı olmazdı, bu yüzden kahveye de gitmedi. Hem zaten gitse de kimse tanıyamazdı ki onu.
Yok olmanın buruk hafifliğiyle sokak sokak gezinirken, karşısına bastonuna yaslanmış halde iki büklüm yürüyen yaşlı mı yaşlı köy ebesi çıktı. İki gözü kör olmasına rağmen her gün köyün sokaklarında gezip komşularla sohbet ederdi. Ahmet onu görünce gerildi önce, durumu ebeye anlatmak çok zor olurdu.
Tam yanına yaklaştığı sırada yaşlı ebe 'Eh, Ahmet, ne haberler getiriyorsun şehirden?' diye sordu. Gözü kör ebe; kırmızı ip aramazdı, kalabalık içinde kaybolmazdı; o karşılaştığı herkesi gözüyle değil kalbiyle görürdü. Ahmet'i gördüğü an, Ahmet de kendini buluverdi.
Evet Hepimizin, aydınlık ve karanlık yönlerimizle bizi görenlere ihtiyacımız var. Yani, bizi kalbiyle görenlere. Seni iyi tanıyan bir dostla buluş, güvendiğin bir akrabanla çay iç ya da seninle em- pati kurabilen bir arkadaşınla görüş.
Kendi kendine de şahitlik edebilirsin tabii... Yazı yazarak, üreterek veya doğanın kollarına sığınarak. Nerelerdesin sen bugün?..