Bazı oyunlar vardır, başından sonuna kadar sizi aksiyonla sürükler; bazıları da vardır ki kalbinize işleyen bir hikâyeyle, sizi durup düşünmeye zorlar.

Bazı oyunlar vardır, başından sonuna kadar sizi aksiyonla sürükler; bazıları da vardır ki kalbinize işleyen bir hikâyeyle, sizi durup düşünmeye zorlar. As Dusk Falls, işte tam da bu ikinci türden bir yapım. Ve bana sorarsanız, çok daha kıymetli olanı da bu.

As Dusk Falls, 1998 yılında küçük bir kasabada geçen bir rehine krizini ve bu olayın iki aile üzerindeki etkilerini konu alıyor. Ama bu sadece bir arka plan. Gerçek mesele, seçimlerimizle nasıl bir insan olduğumuz. Bir babanın kızını koruma çabası, geçmişin gölgesinde büyüyen çocuklar, çaresizlik içinde yapılan yanlışlar... Oyunun her anı, karakterlerin iç dünyasına bir pencere aralıyor.

Bu oyunu oynarken sadece seçim yapmıyorsunuz; empati kuruyorsunuz. Her karar, sizi bir başka yüzleşmeye taşıyor. Kimi zaman kendinizle, kimi zaman geçmişle, kimi zaman da affedemediğiniz insanlarla.

Oyunun görsel tarzı sıra dışı. Geleneksel animasyonlardan çok, bir grafik romanı andıran durağan çizimlerle anlatılıyor hikâye. Bu tercihi ilk başta yadırgayabilirsiniz ama çok geçmeden alışıyor, hatta seviyorsunuz. Çünkü bu tarz, sahnelerin duygusunu daha yoğun yaşatıyor. Her bakış, her yüz ifadesi, sanki bir fotoğraf karesinde zamana asılı kalıyor.

Bir aksiyon sahnesi değil; bir yüzleşme, bir gözyaşı ya da bir iç çekiş daha güçlü geliyor. Çünkü oyunun amacı sizi heyecanlandırmak değil, içinizi burkmak.

As Dusk Falls bir “etkileşimli drama” olarak geçiyor, yani seçimler yaptığınız bir hikâye. Fakat bu seçimlerin sonuçları, bazen düşündüğünüz kadar radikal farklar yaratmıyor. Bu durum bazı oyuncuları rahatsız edebilir ama bana göre oyunun anlatmak istediği mesajla uyumlu: Hayatta bazen ne yaparsanız yapın, her şey toz pembe olmayabilir. “Doğru” bir karar olmayabilir. Ama önemli olan, insan kalabilmek.

En çok etkileyen şey ise karakterlerin gerçekçiliği. Kimse tamamen iyi ya da kötü değil. Herkesin bir geçmişi, bir yükü, bir acısı var. Hatalarıyla var olan insanlar bunlar. İşte bu yüzden kendinizi karakterlerin yerine koyabiliyorsunuz. Ve bu yüzden, hikâye sizi uzun süre bırakmıyor.

As Dusk Falls, herkesin oynaması gereken bir oyun değil belki. Ama insan ruhunun derinliklerine inmeyi sevenler, karakter odaklı anlatımlara değer verenler ve seçimlerinin ağırlığını hissetmek isteyenler için adeta bir başyapıt.

Bu oyun, “ne oldu”dan çok “neden oldu”yu sorgulatıyor. Ve bu sorgulamanın sonunda, belki siz de kendiniz hakkında bir şeyler keşfediyorsunuz.

Gece çökerken herkes bir seçim yapar. Ama karanlıkta bile insan kalabilmek, asıl mesele budur.