Yazı yazmanın ilk adımı, çayını kahveni alıp masanın başına oturmaktır.

Yazı yazmanın ilk adımı, çayını kahveni alıp masanın başına oturmaktır.

Yani işin başına geçmek.

Yazılacak bir şey yoksa aklında…

İşin zor.

Bir süre bilgisayarın ekranı sana, sen bilgisayarın ekranına bakarsın.

Klavyenin tuşlarını sayarsın.

Soldan sağa, sağdan sola…

Parmağının ilk hangi harfe gideceğini Tanrı bilir.

***

Bukowski geç yaşta üne kavuştu.

İlk kitabı “Çiçek, Yumruk ve Hayvani Haykırış” 1959’da, 39 yaşında yayımlandı.

Sonrasında çok sayıda yazı, şiir, öykü yazdı.

Otobiyografik gibi gözüken yazılarında, öykülerinde aylak, sorumsuz, miskin…

Hatta alkol bağımlısı biri izlenimi uyandırıyordu.

Böyle bir insan o kadar şiiri, yazıyı, öyküyü nasıl yazıyordu?

Aslında başarısının sırrı buydu.

Kendini, insanların onu görmek istediği gibi gösteriyordu.

Şiir dinletilerine, elinde şarap şişesiyle çıkıyordu.

Ama gerçek öyle değildi.

Gündüzleri, sık sık yolda kalan eski arabasına binip hipodroma, at yarışı oynamaya gidiyordu ama akşamları masanın başına oturup sürekli yazıyordu.

Saatlerce çalışıyordu.

***

Orhan Pamuk da kızı Rüya’yı okula bıraktıktan sonra, yazıhane olarak kullandığı eve gidip bütün gün, kafasına vura vura yazdığını anlatmıştı kendisiyle yapılan bir söyleşide.

Kendisiyle yapılan söyleşide mi anlatmıştı?

Tam hatırlamıyorum şimdi.

Bir yerde okuduğumu biliyorum.

Belki de “Öteki Renkler” kitabında anlatmıştı.

Orada okumuştum.

Bilmiyorum.

Şimdi kalkıp “Öteki Renkler”i kitaplıkta arayacak olsam…

Dört bine yakın kitabın içinde onu bulmam saatlerimi alır.

Sonuçta makale falan da yazmıyorum ben.

Yazdığım hiçbir şeyi kanıtlamak gibi bir zorunluluğum yok.

Yazdığım her şey; duygular, düşünceler, hayaller…

Sadece beni ilgilendiren, bana göre öyle olan şeyler.

Sana göre öyle değilse…

Boş ver, takma kafana.

Her neyse.

Hava kapalı kaç gündür.

Yağmur da yağıyor ara ara.

Nisanın ilk haftasının da sonuna geldik.

Bahar geldi mi, kış hala devam mı ediyor belli değil.

Yani?

Yani böyle havalarda insanın canı zaten sıkkın oluyor.

Yazı yazmak bile gelmiyor insanın içinden.

Ama işte, yazdık yukarıda.

Yazı yazmak o kadar da kolay değil.

Çalışmak gerekiyor.

Sürekli çalışmak.

Kimi zaman kendini zorlayarak…

Kafana vura vura…

Belki ilk zamanlar…

Gençlikte bir heves…

Bir özenti…

Kendini kanıtlama, var olma arzusu falan filan ama…

Zamanla bir işe…

Bir tür ağır işçiliğe dönüşüyor yazı yazmak.