Binlerce yıl önce Antik Yunan filozofları adaletin erdemlerin en büyüğü olduğunu söylerken, bugünün modern dünyasında da değişmeyen bir gerçek var: Adaletin olmadığı bir toplum, çürümeye mahkûmdur.

Adalet sadece mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir. Bu kadar basit değildir. Toplumun tüm hücrelerine nüfuz etmiş bir yaşam biçimidir. Güven duygusudur. Eğer bu güven duygusu olmaz ise korku ve öfke toprağa kök salar ve toplum çürür.

 Hukukun üstünlüğü ilkesinin yerine, kişilere ve kurumlara göre değişen bir hukuk anlayışı yerleşirse, toplum yalnızca bugün değil, uzun vadede de ağır bedeller ödeyecektir. Adaletin terazisi eğildiğinde, herkes bundan nasibini alır. Demokrasi, adalet ve hukuk birbirine sıkı sıkıya bağlı kavramlardır.

 Demokrasi, yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi, aynı zamanda bir hukuk düzenidir; yasaların herkese eşit uygulanmasıdır, adaletin siyasi baskılardan arındırılmasıdır.” Çünkü adaletin olmadığı. Hukukun üstün olmadığı bir sistemde haklı olan değil, güçlü olan kazanır.

Tarihte örneklerini görmekte mümkündür. Roma İmparatorluğu, hukuk sistemindeki yozlaşma yüzünden iç karışıklıklara sürüklenmiş, en parlak dönemlerini yaşadığı hukuka dayalı düzeni kaybettikten sonra çöküşe geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, adalet mekanizmasını kayırmacılığa teslim ettiğinde, halkın devlete olan güveni azalmış ve çöküş hızlanmıştır. Fransız Devrimi’nin en büyük sebeplerinden biri de hukukun ve adaletin yalnızca belirli bir kesimin çıkarlarına hizmet etmesiydi. Adaletin olmadığı toplumlar, baskıcı rejimlerin elinde şekillenir ve bireylerin hakları birer birer ellerinden alınır.

 Adaletin siyasallaşması, sadece bugünü değil, geleceği de karanlığa sürükler. Mahkemelerin bağımsız karar verememesi, yasaların bazı kesimler için esnetilmesi, hukukun bireylere ve kurumlara göre farklı işlemesi, toplumsal çürümeye yol açar. Bu süreçte toplumun duyarsızlaşması da büyük bir tehlikedir. Çünkü haksızlığa ses çıkarmayan, başına gelene razı olan bir toplum, zamanla daha büyük adaletsizliklerle yüzleşmek zorunda kalır.

“Bugün birçok insan, kendisine dokunmayan haksızlıklara göz yummakta, ancak bu tavır uzun vadede herkesin zarar görmesine yol açmaktadır. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrında hareket edenler, günün birinde kendi başlarına mücadele etmek zorunda kaldıklarında savunacak kimseler kalmadığında çok geç olabilir. Hukuk ve adalet herkes içindir; bir kişi ya da grup için değil, toplumun tamamını güvence altına alınmalıdır.

Sessiz kalmak, en büyük yanlıştır. Hukukun ve adaletin gidişatından herkes sorumluludur. Demokrasinin, adaletin ve hukukun zedelendiği yerde her şey zarar görür. Bu nedenle, hukuk herkes için eşit, adalet herkes için tarafsız olmalıdır.

Bir ülkeyi yok etmek için ise bomba değil adaletsizlik yeterlidir.