Askeri darbe ile tahttan indirilen Padişah Abdülaziz ve V. Murat yerine II. Abdülhamit Kanun-u Esasi’nin yürürlüğe konulmasına taahhüt verdiği için 31 Ağustos 1876 yılında tahtta çıkarılmış ve 23 Aralık 1876 yılında 1. Meşrutiyet ilan edilmiş ve Kanun-u Esasi yürürlüğe koymuştur.

Bunun anlamı, 1876 Kanun-u Esasi’ye göre, Osmanlı devletinde “mutlak monarşi” dönemi son bulmuş, “meşruti monarşi” dönemi başlamıştır.

Ancak Osmanlı-Rus Savaşı yenilgisi sonrası 1878 yılında Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla yürürlükten kaldırılmıştı.

1876 yılında 1. Meşrutiyet ile yürürlüğe konulan Kanun-u Esasi (anayasa) ile 1908 yılında 2. Meşrutiyet ile yürürlüğe konulan ve 1909’da değişiklikler yapılan Kanun-u Esasi (anayasa) karşılaştırıldığında, 2. Meşrutiyetin devrim niteliğinde olduğu konusunda birçok tarihçinin hem fikir olduğunu görüyoruz ve bunun için 2. Meşrutiyet 1908 Devrimi olarak adlandırılıyor.

Tabii bu arada başka konular da var. Aslında 1876 yılında ilan edilen 1. Meşrutiyetin alt yapısı, 1808 yılında “Senedi-i İttifak” antlaşması ve 1839 yılındaki “Tanzimat Fermanı” oluşturulmuştu.

Bu konuları ilerideki yazılarımıza bırakarak, Kanun-u Esasinin neler getirdiğine bakalım.

1876 yılında 1. Meşrutiyet ile ilan edilen 12 bölüm ve 121 maddesi bulunan Kanun-u Esasi, parlamenter sisteme yakın ve başbakan ve bakanlar kurulu vardır.

Devletin başkenti İstanbul, resmi dili Türkçe, dini İslam’dır. Kanun-u Esasi İslam’a aykırı olamaz, saltanat Osmanlı ailesinin en büyük çocuğuna aittir.

Yasama görevi meclise verilmiştir, kanun tekliflerini ancak hükümet verebilir. Hükümet meclise değil, padişaha karşı sorumludur.

Meclisi açma veya kapatma yetkisi padişaha aittir.

Meclis-i Mebussan üyeleri 4 yıllığına seçilir.

Bakanlar kurulunun başı sadrazamdır. (Başbakandır)

Mülkiyet ve konut dokunulmazlığı garanti altına alınmış, vergi alma kanuna bağlanmıştır.

İşkence ve eziyet yasaklanmıştır, ancak padişahın sürgüne yollama hakkı vardır.

Kanun-u Esasi batılı anlamda bir anayasadır. Meclis kurulmuştur ama yetkileri sınırlıdır.

2. Meşrutiyetin ilanı, devletin temel organları yeniden düzenlenmiş olsa da, padişah ve bürokrasinin iktidar paylaşımı anlaşması gibidir. 

Yukarıda da belirttiğim üzere, Osmanlı-Rus savaşı sonrası Osmanlı’nın yenilmesini bahane olarak gösteren II. Abdülhamit meclisi kapatarak Kanun-u Esasi’yi yürürlükten kaldırmıştı.

1908 tarihinde ilan edilen 2. Meşrutiyetin üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden 13 Nisan 1909’da meşrutiyete karşı gerici çevrelerle desteklenen büyük bir isyan başladı. 31 Mart vakası olarak bilinen bu ayaklanmanın bastırılması Rumeli’de oluşturulan Harekât Ordusu’nun kurmay başkanlığına Mustafa Kemal getirildi.

Yine ileriki yazılarımızda ele alacağım 31 Mart vakası, şeriat yanlıları ve işbirlikçilerinin isyanından başka bir şey değildir. II. Abdülhamit’in olaylara göz yumduğunu söyleyen tarihçiler de vardır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) lideri Talat Bey, isyanın büyümesi üzerine, Almanya’da görevli bulunan Enver Bey’i İstanbul’a çağırarak harekât ordusuna katılmasını ister.

Enver Bey Çatalca’da harekât ordusuna katıldığı gün, Mustafa Kemal’i kurmay başkanlığı görevinden alır ve bu göreve kendisi gelir. Enver Bey her zaman ön planda olmak isteyen biridir ve Mustafa Kemal’i yakınında görmek istememektedir.

Enver Bey tarafından dışlanan Mustafa Kemal her ne kadar durumu hazmedemese de itiraz edecek durumda olmadığı için sessiz kalır.

Her şeye rağmen, Harekât Ordusu’nun İstanbul’a girdiği gün halka hitaben yayınlanan bildiriyi bizzat kaleme alan Mustafa Kemal’dir

Selanik III. Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa ve Harekât Ordusu ayaklanmayı bastırır ve duruma hâkim olur.

Bu gerici ayaklanmanın bastırılmasından sonra Mustafa Kemal 16 Mayıs 1909’da tekrar Selanik’teki görevine döner.

Bu arada padişah II. Abdülhamit tahttan indirilir ve yerine Sultan Reşat tahtta çıkar.