“İşverenler, sendikalaşma girişiminde bulunan işçileri sistematik bir şekilde işten çıkartarak sendika düşmanlığı yapmaya devam etmiştir”

Yukarıdaki cümleler Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) tarafından hazırlanan raporun Türkiye notundan.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) tarafından hazırlanan, Küresel Haklar Endeksi 2024 verilerine göre; demokratik değerlerin, temel hak ve özgürlüklerin birçok ülkede kötüleştiğini bildiriyor.

Endekse göre işçiler için en kötü ülkeler şöyle sıralanmış; Bangladeş, Belarus, Ekvador, Eswatini, Filipinler, Guatemala, Mısır, Myanmar, Tunus ve Türkiye 10. sırada.

ITUC dünyanın en büyük işçi sendikaları federasyonudur. 2006 yılında Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) ve Dünya Emek Konfederasyonu’nun (WCL) birleşmesi ile kurulmuştur.

ITUC bünyesine bağlı 161 ülkeden 325 sendika yoluyla dünya çapında 176 milyon işçiyi temsil etmektedir.

Endeks birçok veri içeriyor. En ilginç olanı ülkelerin %75’inde işçilere sendika kurma hakkı verilmemiş, ülkelerin %87’sinde grev hakkı ihlal edilmiş, yine ülkelerin %79’unda toplu sözleşmeler ihlal edilmiş.

(Kaynak ITUC resmi web sayfası: https://www.ituc-csi.org/global-rights-index)

Raporun yayınlamasından sonra, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Küresel Haklar Endeksi bir kez daha malumu ilan etmiştir. Türkiye’de sendikaya üye olma hakkı, sendika kurma hakkı, toplu sözleşme hakkı ve grev hakkı başta olmak üzere pek çok temel hak saldırı altındadır. Bunun sonucunda milyonlarca işçi düşük maaşlara, kötü çalışma koşullarına, uzun mesai saatlerine, iş kazalarına ve iş cinayetlerine mahkûm edilmektedir. Her şeye rağmen on binlerce işçi sendikalaşma ve hakları için mücadele etmeye devam etmektedir. Bu endeks hem hak ihlallerini hem de işçilerin onurlu direnişini göstermektedir” diyerek raporu özetlemiş.

Şimdi gelelim yazımızın başlığına, işçi sınıfı neden örgütlenemiyor?

Gördüğümüz kadarıyla sorunların küresel olmasıyla birlikte, ülkelerin kendi iç dinamikleriyle ilgili olduğunu söyleyelim.

Türkiye’de 16 milyon 973 bin sigortalı işçinin, 2 milyon 512 bini sendikalı, 14 milyon 461 bini sendikasız. Yani işçilerin %85’i sendikasız.

Sendikalaşma oranı en fazla %59 ile genel işlerde. -Belediyelerde çalışan işçilerin sendikaları-. Ancak bu iş kolunda ise toplam 967 bin işçinin sadece 576 bini sendikalı. Yani belediyelerde çalışanların bile %40’ı sendikasız.

En çok üyeye sahip sendika ise, Hak-İş konfederasyonuna bağlı Hizmet-İş Sendikası (275 bin), sonra Disk konfederasyonuna bağlı Genel-İş (162 bin) ve Türk-İş konfederasyonuna bağlı Belediye-İş. (137 bin) Şu an bu iş kolunda bu 3 sendika yetkili, başka sendikalar da var ama yetkileri yok ve üye sayıları çok az.

Sendikalaşma oranının en fazla olduğu 2. iş kolu, %36 ile sağlık ve sosyal hizmetler. Bu iş kolunda çalışan 750 bin işçiden sadece 272 bini sendikalı. Çalışanların %64’ü sendikasız. En çok üye Hak-İş’e bağlı Öz Sağlık-İş Sendikası’nda (212 bin), daha sonra Türk-İş’e bağlı Türkiye Sağlık-İş Sendikası (50 bin). Bu iki sendika iş kollarında yetkili sendikalar. DİSK’e bağlı Dev-Sağlık-İş’in 7400 üyesi ve iş kolu oranının %0,99 kalması nedeniyle yetkisi şimdilik yok gözüküyor. Bu iş kolunda da birçok sendika olmasına rağmen üye sayılarının azlığı nedeniyle yetkileri yok.

(kaynak: sendikadata.com)

Yukarıdaki rakamlar üzerinden geldiğimiz nokta, sendikalaşma ağırlıklı olarak kamu kurumlarında. Özel sektör yok denecek kadar azdır. En çok üyeye sahip sendikaların ise iktidara yakın sendikalar olduğu görülüyor.

Gelelim memur sendikalarına;

Yaklaşık 3 milyon kamu çalışanının(memur) 2 milyon 251 bini sendikalı, 743 bini sendikasız. Sendikalaşma oranı %75. Sendikasız %25.

Memurlarda sendikalaşma oranı ise %92,9 ile Yerel Yönetim hizmetlerinde. En Çok üyeye sahip sendika Memur-Sen’e bağlı Bem-Bir Sen (61 bin), ikinci sırada KESK’e bağlı Tüm Bel Sen (31 bin)

Sendikalaşma oranının en çok olduğu 2. iş kolu ise, %92 ile Diyanet ve Vakıf Hizmetleri işkolunda. Burada da en fazla üye, Memur-Sen’e bağlı Diyanet-Sende(90 bin) Bu hizmet kolunda toplam 148 bin memur olduğunu da hatırlatalım.

((kaynak: sendikadata.com)

Memur sendikalarında da yukarıda bahsettiğimiz gibi, sendikalar kamuda örgütlü ve en büyük sendikalar iktidara yakın sendikalar.

Emekli sendikalarına gelince;

Anayasanın 90. maddesi ve uluslararası sözleşmelere dayanarak kurulan emekli sendikaları var ama valilikler eliyle, sürekli kapatma davalarına maruz kalıyorlar. Ancak emekliler meşru zeminlerde haklarını aramakta çok kararlı. Bunların başında, sokak mücadelesinin en iyi örneklerini veren ve kısa sayılabilecek bir kuruluş hikâyesine rağmen en çok üyeye sahip olan “Tüm Emeklilerin Sendikası”, “DİSK Emekli Sen” ve Birleşik Emekli Sen var.

İktidarın bu sendikaları yok sayma gayretlerine rağmen, onlar demokrasi ve meşru hak mücadelelerini ortak eylemler ile aynı anda yürütmeye çalışıyor. Bu sendikalar aynı zamanda “erken seçim” taleplerini de gündemde tutarak, birleşik mücadele için, alanlarında işçi sınıfını da yanlarında görmek istiyorlar.

Emeklilerin bu diri hak mücadelesi umarız işçi sınıfını da olumlu yönde etkiler ve birlikte mücadele verirler.

Yukarıdaki verilerden şöyle bir sonuç daha çıkıyor. Devlet, çalışanının kendi kontrolündeki sendikalaşmasına çok fazla engel olmaz iken, özel sektör çalışanının da sendikasızlaşmasına göz yumuyor, hatta özel sektör yanında duruyor, sonucu çıkıyor, neden?

Açıklayalım;

1961 yılında, işçi sınıfı desteği ile yapılan halk oylaması ile getirilen anayasa, işçilere grev hakkı ve toplu sözleşme hakkının ayrıntılı biçimde düzenlenmesi, hatta memurlara bile sendika hakkı getirmesi, sendikalaşmanın epey önünü açmış oldu. Tabi bu süreci hazırlayanlar ve aydınların “sosyal devlet” anlayışlarının büyük katkısı yanında işçi sınıfının da büyük mücadelesi vardı.

Sonra bu haklar 12 Eylül 1980 darbesinin getirdiği anayasa ve getirilen yasalarla birçok haklar ve özgürlükler yok oldu.(ayrıtılar başka bir yazı konusu olacak kadar geniş)

Öncelikle, 17 milyona yaklaşan işçi sınıfının örgütlenmesindeki en büyük engel 12 Eylül anayasası ve getirdiği yasalar diyebiliriz.

Sağ iktidarların, sermaye sınıfının haklarını savunması, parti politikalarında işçi sınıfının adının bile geçmemesi, kendi kontrollerinde sendikacılığa göz yumması(sarı sendika) gibi birçok sebep sayılabilir.

Yakın tarihimizde de, sosyal devlet anlayışını yani kamuculuğu terk edip, yaptığı özelleştirmeler, kamuda icat edilen “taşeron” sistemi, sadaka kültürüne alıştırılan insanların uyuşturulması, ülkeye adalet ve kalkınmayı vaat eden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 22 yıldır uyguladığı “zengin sevme” ve “örgütsüzleştirme” politikalarıdır.

Başarısız ekonomi politikaları nedeniyle artan işsizlik, kayıt dışı işsizlik, göçmenlerin ucuz iş gücü olarak devreye girmesi, sendikalaşmanın önündeki en büyük engeller olarak sıralanıyor.

Üstüne üstlük memlekette yüksek maaşlı profesyonel sendika ağalarının türemesi,  altlarında son model lüks arabalar, şatafatlı bürolar, vs. işçiyi sendikadan uzaklaştıran konular.

Peki,

İşçi sınıfının hiç mi suçu yok?

Olmaz olur mu? Çokkk.

Tek örnek, sendikayı sadece parasal çıkar aracı görüp, demokrasi, hak, hukuk, özgürlük en önemlisi gelecek nesillere bırakabileceği insanca yaşam mücadelesini unutmalarıdır!

Ne kadar demokrasi, o kadar ekmek, yani ekmek talebinin demokrasi talebiyle yan yana olduğunu unutmalarıdır!

İşçi sınıfı lehine değişimin, sol bir iktidar değişimi ile gerçekleşeceğini unutmalarıdır!

Peki, demokrasinin temel taşlarından olan partiler özellikle sol-sosyal demokrat partiler ne yapıyor?

Hiçbir şey yapmıyorlar diyemeyiz, arada bir sendika başkanlarını milletvekili yapıyorlar, işçi sınıfı-sendika pratiğinden uzak kişilerin tertip ettiği “işçi-emekli mitingleri” yapıyorlar o kadar! Bu işi sendikalarla tam koordinasyon halinde yapsalar çok anlamlı ve güçlü olurdu.

Aslında yapabilecekleri daha o kadar çok şey var ki, yapsalar, istedikleri en erken erken seçimi, işsizlerle, 17 milyon işçi ve 16 milyon emekli ile elleriyle koymuş gibi bulurlar.

Nasıl mı?

17 milyon emekçinin %60’ı açlık sınırı (27.270) altında 17 bin lira maaş alıyor.

16 milyon emeklinin yarısı yine açlık sınırı altında 12 bin 500 lira maaş alıyor.

Ve geniş tanımlı denilen 10 milyon işsizler ordusu!

Sefalet gırtlağı geçmiş, bıçak da kemiğini geçmiş.

Yerellerden (illerden) başlayarak bu kitleleri bir araya getirebilecek eş zamanlı büyük mitingler ve meclis içinde yapılacak etkili eylem biçimleriyle, bu büyük kitle (yaklaşık 40 milyon) erken seçim yolunu açar.

Erken seçim CHP için, işsizler, işçiler ve emekliler için zafer olabilir

O zaman ne demek lazım?

Haydi!

İşsiz, işçi, emekli el ele, erken seçime.